YAZILARIM
Donald Trump İktisat Politikası: Kapalı Ekonomimi Öngörüyor?
Trump’ın ekonomi dışında söyledikleri daha çok ilgi çekmekle birlikte ne tür bir iktisat politikası düşündüğü de sonuçları açısında bakıldığında önem kazanmaktadır.
Trump, Ronald Reagan’dan beri devam eden Cumhuriyetçilerin ekonomi politikalarının bir türünü savunuyor gözükmektedir. Vergi-Harcama adı verilen bu görüşe göre amaç devletin küçülmesidir. Devlet nasıl küçülecektir? Az harcama yaparak. Nasıl az harcama yapacaktır? Az vergi toplarsa az harcama yapacaktır. Dolayısıyla devletin az vergi toplayarak küçülmesi amaçlanmıştır. Fakat tüm devletler gibi ABD’de harcamayı sever ve bu gerçekleşmez. Hatta ikiz açıklar dediğimiz hem cari açık, hem bütçe açığı olur. Vergi az olunca devlet borçlanarak harcama yapar faizler yükselir, yüksek faiz değerli dolar ve sonuç cari açık.
Vergiyi kim ödeyecek? Zor soru budur? Trump yüksek gelir gruplarının vergisinden büyük miktarlarda azalmayı öngörmektedir. Vergi Politikları Merkezi’nin hesaplamasına göre 10 yıllık net vergi gelir kaybı 9,5 trilyon dolar olarak hesaplamıştır.
Yüksek vergi indirimleri Reagan ve Bush dönemi sonrası olduğu gibi büyük miktarlarda bütçe açıklarına yol açacaktır. Trump bu açığı milyar dolarların boşa gittiğini düşündüğü Medicare bütçesinden karşılayacağını ifade etmektedir. Trump’ın vergi planını gerçekleştirebildiğini düşünelim. Bu gelir eşitsizliğini daha da artıracaktır. Çünkü asıl vergi indirimini yüksek gelirliler için planlıyor.
Bir başka harcama kalemi önce 8 milyar dolara yapacağını sonra 10 milyar doları çıkarıp uzunluğunu da kısıtlayacağını iafede ettiği Meksika sınırındaki duvar oluşturmaktadır. Muhtemelen rakam daha yüksek olacaktır. Fakat son dönemde ABD de görülmektedir ki ABD’den Meksika dönenler Meksika’dan ABD ye gitmek isteyenlerden daha fazladır.
Duvardan daha fazla ABD ekonomisini etkiyecek olan nüfusun aşağı yukarı %3′ üne tekabül eden Meksikalıların ülke dışına çıkarılmasıdır. Göçler her zaman ekonomiler için problemler oluşturur. Belli sektörlerde çalışan insanların ayrılması kısa vadede bu işleri yapacak kişileri bulma zorluğu getirir. Bu zincirleme olarak başka sektörleri etkiler. Göç hem ayrılan yerde hem gidilen yerde işgücü piyasasının ayarlama sürecinin uzun olduğunu düşündüğümüzde önemli sorunlara yol açar. Ekonominin yanında insani yaşanacak trajedileri sanırım söylemeye gerek yok.
Trump’a göre ABD, her zaman için ticaret açığı olursa kaybeder. O’na göre ticaret açığı demek ABD’lilerin iş kaybetmesi demektir. Oysa rakamlar öyle söylemiyor. Örneğin 200o de ticaret açığının GSMH ya oranı %3,7 iken işsizlik %4 idi. Ayrıca ticaret açığı ile ABD’liler ucuz mal ve hizmetleri karşılğında hazine tahvilleri denilen kağıtları vermektedirler. Hiç bir ABD’li bu malları alması için zorlanmamaktadır. Zengin ABD’liler ucuz fiyatların farkında değildir. Ama orta sınıf ABD’li ler için bunlar önemlidir.
Dünya ölçeğinde ticaret açığı ticaret fazlasına eşit olmak durumundadır. Bu da uluslararası ticaretin yapısından kaynaklanır. Tüm açığı kaldırmak isterseniz, bu ancak ticarette korumalarla mümkündür. Trump %45 Çin mallarında tarif uygulamasını planlarken NAFTA’yı yeniden tasarlamayı bu gerçekleşmez ise kaldırmayı planlamaktadır.
Şimdi soru şu: Trump kapalı ekonomiyi mi savunmaktadır???? ABD kapalı bir ekonomi olursa bu küresel ekonomi için bir depresyonun başlaması anlamına gelir.
Anayasa ve İktisat Üzerine (1)
ANAYASA VE İKTİSAT ÜZERİNE (1)
Bu yazıda amaçlanan, anayasanın ekonomik etkileri açısından bir değerlendirme yaparak Türkiye’deki “Yeni Anayasa“ arayışları konusunda katkı yapmak ve konunun ekonomi açısındanda düşünülmesini ve fikir üretilmesini gündeme getirebilmektir. Yazıda, önce ekonomik gelişme için ülkeye özgü model ve politika üretilmesi gerektiğinin önemi üzerinde durulup, kurumların iktisadi gelişmedeki önemine vurgu yapılacak, daha sonra da parlamenter sistem ile başkanlık sisteminin hangisinin Türkiye Ekonomisi açısından daha iyi olacağı ile ilgili değerlendirmemiz sunulacaktır.
Ülkeye Özgü Model ve Politika
Günümüzde kuşku yok ki, yaşam standartlarının artması ve bu standartların tüm ülke insanlarına yayılması o ülkede ki ekonomik aktivitenin büyümesi ile ortaya çıkabilmektedir. Bu aktivitenin üretim ağırlıklı olması, özellikle ticarete konu olan malların ve yeni ürünlerin üretimini sağlayacak bir yapıda olması gerekmektedir. Ancak böylece yüksek büyüme oranlarına ulaşılabilecek ve refah artışı olacaktır.
Yüksek büyüme oranları gerçekleştirebilmek için standart bir ekonomi reçetesi bulunmamaktadır. Uzun yıllardır IMF’nin tek tip reçete, şablon politikaları gelişmekte olan ülkelere uygulanmaya çalışılmıştır. Bu politikaları hazırlayanlar bu ülkelerin dağlarını, ovalarını insanları görmemişler, helikopterden gördükleri kadarı ile politikaları belirlermişler ve uygulanması için çalışmışlardır. Sonuçta bu “kes-yapıştır” politikaları başarılı olmamıştır. Bu durum, yedi yıl boyunca Clinton’un ekonomik danışmanlar konseyi başkanı ve Dünya Bankası baş ekonomisti J. Stigliz’in Küreselleşme Büyük Hayal Kırıklığı kitabında açıkça itiraf edilen tespitlerdir. Yine benzer yaklaşımları olan Dani Rodrik, Tek Ekonomi Çok Reçete isimli kitabında her ülkenin kendine özgü koşulları ve sosyolojisi olduğunu ve serbest piyasa – özel mülkiyet ortak başlığı altında her ülkenin gelişebilmesi için kendine özgü politikaları üretmesi gerektiğini vurgular. Ülkelerin her birinde yetkililerin odaklanması gereken noktalar farklı olabilir kısıtlar farklı olabilir. Bunları iyi belirlendiği takdirde, uzun dönemli, krizle kesintiye uğramayan büyüme gerçekleşebilir. Buna örnek ülke olarak, Dominik Cumhuriyeti’nin daha üstelik daha az reform yaparak daha çok reform yapan ülkelere göre daha iyi büyüme gerçekleştirdiğini anlatır.
Kurumlar ve Büyüme
İktisadı sadece matematiksel model ve girdi-çıktı analizi çerçevesinden çıkaran Nobel Ekonomi ödüllü Douglas North, Ülkeler arası gelir farklılıklarını ve zaman içinde büyümeyi kurumsal farklılıklar ile açıklar. North’a göre Kurumlar (gelenek, görenek, anayasa, yasa vb.) insanlar tarafından oluşturulan bu siyasal ekonomik ve sosyal etkileşimin rehberini oluşturur. Bu rehber bazen bir toplumun gelişmesine neden olabildiği gibi geri kalmışlığında nedeni olabilmektedir.
Benzer argümanları kullanan Daron Acemoğlu’da kurumların önemine işaret etmektedir. İngiltere’nin geçmişte hem Afrika’da hem Avusturalya’da kolonileri bulunmaktadır. Fakat bugün bu kolonilerden çıkan ülkelere baktığımızda, arada çok büyük ekonomik gelişmişlik farkları görülmektedir. Acemoğlu bu durumu koloniler döneminden İngiltere’nin Avusturalya’ ya kurumsal olarak giderken Afrika’ya kurumsal olarak gitmemesi ile açıklar. O dönemde Afrika’da salgın hastalıklar olduğu için İngiltere kurumsal olarak bu ülkelere gitmemiştir.
Bu bağlamda Türkiye için yeni bir anayasa tartışmaları kurumsal yapının geleceğe yönelik reforme edilmesi anlamında büyük önem taşımaktadır. Mevcut anayasa ile Türkiye belirli bir noktaya gelmiş olmakla birlikte daha iyi noktalara gelebilmemiz için bu değişiklik bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Francis Fukuyama, kendisine bir panel sonrası Türkiye Ekonomisinin geleceği sorulduğunda verdiği tek kelimelik cevap “kurumlar” olmuştur. Kurumsal yapı eğer doğru bir şekilde düzenlenebilirse Türkiye’nin büyük bir gelişmişlik potansiyeli taşıdığını ve buna ulaşabileceğini ifade etmiştir.
Anayasa ve İktisat
Uygulanan ekonomi politikaları vatandaşlar ve grupların çıkarları açısından birbiri ile çelişen sonuçlar doğurabilir. Politik kurumlar bu farklı çıkar beklentilerini spesifik bir politika tercihine indirger ve böylece kamu tercihi ortaya çıkar. Kamu tercihleri piyasalar ile etkileşime girerek fiyatları, istihdamı ve ekonominin birçok sektörünü etkiler. Piyasalarda ortaya çıkan sonuçlarda geri dönüş olarak politika tercihlerine etki eder. Ekonomi ve politikaların bu etkileşimi çerçevesinde anayasa politik kararlar üzerinden ekonomi politikalarına etki eder. Bu noktada yasama ve yürütmenin bağımsız olması konusu öne çıkmaktadır.
Mevcut Anayasamıza göre Ülkemiz Parlamenter Demokrasi ile yönetilmektedir. Bu sistem güçler ayrılığına göre düzenlenmiş olsa da, uygulamada bazı sorunları içinde barındırmaktadır. Örneğin, uygulamada Yasaman ve Yürütme organının fonksiyonel ve verimli çalıştığını söylemek güçtür. Uygulamada Yürütme ve Yasama sınırları belli olamayan iç içe yapılar haline dönmüştür. Yürütmenin yasama organı üyelerinden oluşması güçler ayrılığı temel ilkesinin uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Bütçe yasalarının yasama organı tarafından onaylandığı düşünülürse yasamanın bu husustaki etkisinin sembolik olduğu görülmektedir. Bu durumun ekonomi politikalarının belirlenmesinde açısından temel sonucu ise kaynak kullanımının etkin olmasını zorlaştırmasıdır.
Şöyle ki, belirli bir grubun veya zümrenin yasama üzerinden yürütmeye ulaşabilir olması politikaları kısa vadeli ve toplumun faydası yerine daha çok belirli grupların faydası olması yönünde etkileyebilmektedir. Dolayısıyla yürütme yasamadan bağımsız olduğunda daha rahat bir durumda olacak ve tüm toplum yararına kararları daha rahat tartışıp alabilecek, işgücü piyasasında rekabet koşulları geçerli olacak ve buda işgücü ve istihdamın kalitesini artıracaktır. Ayrıca, son dönemde ilginç bir biçimde görülmüştür ki, uygulamadaki yasama-yürütme arasındaki sınırların belirsiz olması, gerçek anlamda denetim fonksiyonun yürütülememesi, hükümetle aynı siyasi düzlemde görülen bir hareketin, organize suç örgütüne dönüş sürecinin hükümet tarafından doğru okunamamasına ve zamanında müdahale edilememesine sebep olmuştur. Bu organize suç örgütü yetkiyi milletten alan yürütmenin yerine adeta bir şark kurnazlığı ile geçebilmeyi denemiştir. “Paralel Yapı” denen bu suç örgütünün isimlendirmesi, mevcut yürütme ile paralel illegal bir yapının oluşumunu anlatsa da bugün görülmüştür ki, bu yapı hükümetle, milletle aynı düzlemde değildir. Siyasette yasama ve yürütmenin lokalizasyonu doğru tanımlanmazsa sosyolojik hassasiyetleri de kullanarak aynı düzlemde görünerek, başka düzlem adına çalışan paralel benzeri suç örgütlerinin ortaya çıkması potansiyel bir risk olarak durmaktadır. Çok başlı yönetim yapılarının sosyolojik teşhis ve tedavileri zamanında yapamadığı artık bilinmektedir. Başkanlık sisteminde Halk tarafından seçilen Başkan milletvekili olmayan kişilerden kabineyi kuracak ve yürütme erki daha etkin ve bağımsız olması böylece gerçekleşebilecektir. Başkanlık siteminde halk seçim yolu ile hükümete ve yasamaya ayrı ayrı yetki devreder bu yetki paylaşılmaz. Böylece siyaset yoluyla toplumun biçimlendirilmesi yerine toplum siyaseti şekillendirecektir.
Mevcut Anayasamızın arka plan mantığında daha çok sivil ve demokrat olmayan unsurların varlığı bilinmektedir. En önemli sorunlarından biriside çift başlı yürütmeyi öngörmesidir. Bu yapı üzerinde ayrıca yapılan son değişiklik ile Cumhurbaşkanının halk tarafından seçiliyor olması çift başlılığı daha belirgin hale getirmiştir. Bu da karar alma süreçlerini zorlaştırmaktadır.
Ülkemiz 2000’li ve 2010’lu yıllarda ki çok sayıda ve farklı biçimlerde darbe girişimleri ile karşılaşmış ve bunlarla da mücadele etmiş olmasına rağmen, aynı zamanda yol, köprü, hızlı tren, havaalanı, e-devlet, sağlık gibi ekonomik gelişmenin ön koşullarını sağlamada gerekli olan alt yapı yatırımlarında çok önemli noktalara gelmiştir ve bu süreç hızla da devam etmektedir. Fakat daha ileri gidebilmemiz için, dış göçleride dikkate aldığımızda, kurumsal değişiklik bir alternatif değil zorunluluk olarak karşımızdadır. Aksi durumda orta gelir tuzağını aşmamız zor görünmektedir.
Türkiye genç nüfusu ile dinamik bir ülkedir ve değişikliğe uyum hızı yüksektir. Başkanlık sistemi kaynak kullanımında etkinliği artıracak, piyasa mekanizmaları daha çok devreye girecek genç nüfusunun potansiyellerini ortaya çıkarabilecektir. Henüz yeterince aktive edilmemiş beşeri sermaye bulunmakta, ağacın aşağıdaki dallarında erişilmesi kolay meyveler bulunmaktadır.
Başkanlık sistemi bizi daha çok piyasa ekonomisine yaklaştıracak ve çok hızlı büyüme oranları getirebilecektir. Henüz Türkiye gerçek potansiyelini yansıtamamıştır. Hızlı büyüme ve üretim artışı refahı artıracak buda ve terörü ve çatışma ortamını geriletecek Ülkemizin en önemi sorunu da ancak böylece çözülebilecektir.
Yeni Anayasa ve İktisat konusunda giriş niteliğindeki bu yazımıza, anayasa ve uygulanan ekonomi politikalarının ülke örnekleri ile değerlendirdiğimiz ikinci yazımızda devam edilecektir.
Oktay Öksüzler
oktayoksuzler@yahoo.com
Panama Belgeleri
Panama Belgeleri
2012 de yazılmış makale ilginç bilgiler veriyor:
offshore vergi ödenmeyen hesaplardaki varlıkların tahmini değeri dünya GDP’ sinin (65 trilyon dolar) 3.5 katı (231) trilyon dolar gibi..
Hesap sahipleri dünyanın elit zenginleri, şirketler ve suçlular..Hem çok paraları var hemde vergi ödemiyorlar..yazıda başka bilgileride görmek mümkün..Stigliz’in ifade ettiği The Great Divide ( Büyük Gelir Dağılımı Bozukluğu ) ile sistem ne kadar daha sürdürülebilir.??
Muhtemelen büyük gelir eşitsizliği ve 2008 krizinden toparlanamayan gelişmiş ekonomiler eskisine göre daha çok vergiye ihtiyaç duydukları için bu belgeler ortaya çıkmış gibi görünüyor..
http://www.globalresearch.ca/trillions-stashed-in-offshore-tax-havens/32485